| B İ Y O G R A F İ S İ Kaynak - 1 :
-------------
1938 yılının bir sonbahar günüydü, o günün yarısında Döndü ananın ağrısı bitecekti. Ama daha küçük yaşlarda o dünyaya getirdiği bebe; bağlamasını yoksul halkının dertleriyle, ağıtlarıyla ağlatacak, giderek daha duyarlı, daha toplumcu içerik kazandıracaktı dizelerine...
İlk yıllarda mezhepsel çelişkileri yergili bir dille betimlerken, daha sonra halk dertlerini dile getirmeye çalışacak, o nedenle de bazı politik baskılar görecekti. Hak ile halkı birleyerek emeği savunacak, emeğin savaşımını verecekti.
Mahzuni Şerif tüm baskılara karşı haklıların simgesi olarak 'bizim suçumuz, şerefimiz' dir diyecekti. Coşkulu yüreğiyle çağdaşlarına göre daha çok üretiyor, özgün söz ve müziğiyle Türk folklor üne kaynak oluşturuyordu. Ama ne yazık ki onun, şiirine kendi adı konulmuyor, başkaları onun sırtından çıkar sağlıyordu.
Mahzuni sazını eline aldığı günden bu yana her türlü sömürüye karşı savaşımın içinde birleştirici söz öğelerini kullanıyor, böylece kendine özgü bir yol çiziyordu.
Aşık Mahzuni'yi anlatmak için bir noktayı, içtenlikle vurgulamak istiyorum. Ozanımız <> gibi biraz demlidir, ama bu duyarlı olmanın bir gereğiydi; doğaçtan söyleyebilmesi için dem onda olumlu etki yapıyordu dem de olsa az almak zorundaydı, çünkü sağlığının ve sanatının koşulları böyle gerektiriyordu. O, aşıklık geleneğini yerine getirirken halkın gözü, kulağı olmaya özen göstermeliydi.
1960 ile 1980 yılları arasında yurt dışında bir kez Avustralya, çok kez de Avrupa'da konserler vererek, yine ulusuna, halkına sevgiler gönderiyor; <> diyerek sarı sazın tellerini inletiyordu...
Umarım ki ozanımız Mahzuni Şerif bundan böyle de, yaşadığı sürece birliği, erliği, güzelliği toplumsal ve evrensel içerikli dizelerde sevgili halkımıza duyurmanın kıvancını yaşar...
Kaynak - 2 :
-------------
Kahramanmaraş'ın Elbistan'a bağlı Hasankendiköyü'nde doğmuştur.
Buraya "Hasan Obası" denmektedir. Burası göçer Çilingirler' in bulunduğu, otlak bir arazidir. Bunun için adına "Çilingir Çayırı" da denir. Bu gün burası hala Çilingir Çayırı olarak anılmaktadır. Seyyit Mehmet' in türbesinin bulunduğu bu köye şimdi ise, "Hasan Köyü" denilmektedir. Bütün Elbistan / Malatya ovalarında ve dağlarında o günün büyük mürşidi ve evliyası olarak bilinen Seyyid Hacı Mehmet Dede, Aşık Mahzuni Şerif ' in babası Zeynel' in, öz dedesidir.
Seyyid Mehmet'in 1800'li yılların başında vefat etmesiyle, Hasan Köy'de asimile edilerek Sünniliği kabul eden Cırıklı ve Ağuçan Türkmenleri burada kalır. Ancak, Oniki İmam'a bağlılığını sürdürmek isteyen, Kocalar ve bir kısım Ağuçan Türkmenleri, Koç Obası ve Alhaslı yaylalarına dağılır.
Sonunda, Afşin'in 15 km. kuzeydoğusunda, küçük bir tepe üzerine gelirler ve Hozat / Barginek Köyü'nün anısına Berçenek Köyü'nü kurarlar. Elbistan'a; Dersim'den, Horasan'dan, Hatay'dan akın etmiş bütün Türkmen ve Yörük Alevileri asimileye uğrar ve köylere; camiler, imamlar tahsis edilir. Bu arada Berçenek köyü de üç-dört çeşit aşiretin karmasından meydana gelir (Ağuçan, Cırıklı, Kocalar, Savranlar, Ellezler). Bu aşiretler uzun zaman kök kültürlerini devam ettirirler. Ancak, bunlarla birlikte, Maraş Sünni Türkmen Köyleri'nden gelen bir kısım Sünni Yörük uzantılar da bu köye yerleşirler.
1940'ın başlarında Mahzuni Şerif bu köyde doğar. Barginekli Ağuçan Türkmenleri'nden olup, nene tarafı Varto / Hormekan Aşireti'nden Razey'e (Irazca hatun) mensuptur.
1940'lı yıllarda, Berçenek'te ilk okul olmadığı için Mahzuni, Elbistan'ın Alembey Köyü'nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur'an eğitimi alır, Eski Türkçe okur, yazar. Ancak, 1956 yılında köye gelen ilk okuldan, mezun olduktan sonra Mersin Astsubay Okulu'na gider. 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu'nu bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi'ni aynı yıllarda hak etmesine karşılık, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir.
1961 yılından itibaren yüzlerce plak, kaset yapar.
Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur ve 1998 yılında dünyanın, yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı alır.
....1940'lı yılların başında doğan Mahzuni Şerif, elini sazına attığı günden itibaren bu tarihi bilmekte gecikmemiş ve sürüp geldiği ecdadı yolunda fire vermemiştir. Geçmişinde yapılan zulüm ve adaletsizliğe kin beslememiş olup, Yezit sözcüğünü yalnız Hz.Hüseyin'i şehit eden Emevi zalimi için kullanmış ve hiç bir sünni dostuna Yezit yakıştırmasını reva görmemiştir.
Mahzuni'nin, Orta okul yıllarından itibaren beğendiği, demokrasi ve sosyalist mantık onu geleceğin en tutarlı terbiye kalıpları olarak muhafaza etmişlerdir.
...Mahzuni Şerif, kendisini dünya kültürleri içinde bir parça
mazlum milletler içinde bir birey olarak tanımlamış ve bu iki gerçekten yola çıkarak, dönmeden devam etmiştir.
...Mahzuni'yi yakından tanımak, O'nun eserlerini çok iyi dinlemekten ve özümsemekten geçer. Kendisinin söylediği gibi "benim söylediklerim ne ise ben oyum". Gerçekten de Mahzuni ürettikleri eserlerle topluma ve dünyaya çok önemli iletiler vermiştir. Önemli olan bu iletiyi algılamak ve bu iletileri topluma sunmaktır.
Mahzuni ordudan ayrıldıktan sonra toplumsal, siyasi konuları ele alan; geleneksel halk şiirini devam ettiren ve diğer yanda protest şiirlerle halkın sorunlarını dile getiren; halk aşığı veya halk ozanlığına başladı. 12 yaşlarında gönül verdiği bu geleneği yaşamı boyunca devam ettirmiştir.
Saz çalmayı amcası Aşık Fezali (Pehlül Baba) dan öğrenmiştir.
- Kaynak olarak SÜLEYMAN ZAMAN ' ın "MAHZUNİ ŞERİF Yaşamı / DünyaGörüşü / Şiirleri" Kitabı kullanılmıştır.
ozanımızı saygıyla anıyoruz.
|
|  |